Darsiyak-Yanartaş (Taksiarhis) Rum Manastır Kilisesi
Gesi / Kayseri
Yol üzerinde tesadüfen gözümüze çarpan ve gizlide kalmış bir tarih, eski adıyla Darsiyak, yeni adıyla Kayabağ Köyü içerisinde yer alan bir kilise… İmparatoriçe Helena ile ilişkilendirilecek kadar eski bir tarih keşke sadece kaderine bırakılmış olsaydı. Bir kez daha zenginliklerimizi nasıl yok ettiğimizi ve sahip çıkamadığımızı gördüm. Bu yapıyı yanı başında yaşayan insanlar bile sadece turistlerin gelip gittiği eski bir kilise olarak biliyor. Büyük bir kısmı defineciler ve kendini bilmez insanlar tarafından yıkılmış, kabartmalar üzerine sevgili isimleri yazılmış, kısacası zengin bir tarih gitmiş yerine koskoca bir harabe bırakılmıştır.
İnşa tarihi olarak 1837 bilinmektedir. Oysa bu tarih aslında Sultan III. Selim zamanında verilen bir fermanla, 1835 depreminde hasar görmesi neticesinde İstanbul’daki Rus elçiliğinin gönderdiği parayla yeniden inşa edilme tarihidir. Bu yapı, Mübadele’nin ardından bir süre boş kaldıktan sonra 1948’e kadar askeri depo olarak kullanılmış ve sonra tekrar terk edilmiştir.
Yapıya ardını veren Yanartaş dönemin hıristiyan halkı tarafından toplanan para ile Rusya’dan getirilmiştir. Son derece değerli olan iki insan boyundaki bu taş üçgen alınlığın hemen üzerinde yer almaktadır. Geceleri ay ışığını farklı renklerde köy üzerinde yansımasına sebep olduğu söylenmektedir.
Yapı içeriğinde taş ve demir kusursuz işçilik ile harmanlanmıştır. Günümüzde epeyce tahrip olmasına rağmen belirgin şekilde görülebilmektedir. Bunun yanı sıra teknik özellikleri aşağıda yer almaktadır. Düzgün kesme taş bloklar kullanılarak yığma yapım tekniğinde inşa edilen Kilise, üç nefli bazilikal planlıdır. Batıda, beşik tonoz örtülü beş birimden oluşan narteks yer almaktadır. Ana kapıya ek olarak, kuzey ve güneyden de girişler bulunmaktadır. Naos, ikişer sütunla üç nefe ayrılmıştır. Orta nefin 2 ve 3. Sütunları arasında yer alan kubbe yıkılmıştır. Kub-beye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Neflerin doğusunda yarım daire planlı apsisler yer almaktadır. Naosu “U” biçiminde saran galeriye, kuzeybatı ve güney batıdaki merdivenlerle çıkılmaktadır. Galerinin doğu ucundaki iki mekân, muhtemelen rahiplerin kullanımı için düzenlenmiştir. Büyük ve etkileyici kütlesiyle cephelerindeki kabartma haçlara karşın, yapının yalın bir cephe düzenine sahip olduğu söylenebilir. Bütün cephelerde, bir silmeyle iki kata ayrılan yüzeyler saçak silmesiyle son bulur. Cephelerin bir başka ortak özelliği, plastırlarla bölümlenmiş yüzeyler ve bu yüzeylerde yer alan dikdörtgen açıklıklı pencerelerdir. Batı cephesi, kat silmesiyle birbirinden ayrılan narteks ve üstündeki galeri duvarlarından oluşur. Galeri duvarı, kemer açıklıklarıyla hareketlenen narteksin aksine, masif bir etkiye sahiptir.
Bu arada yıkılmış duvarlar arasından yapının kubbesine kadar çıkılabilmektedir. Bu çıkış kısmı yapının tahrip edilmesinden kuytu bir köşede kalmış ve hemen görünemeyecek bir hal almıştır.
Bir tesadüfün vesilesiyle bu yapının yanı başında doğmuş ve bütün hayatını burada geçirmiş yaşlı bir teyzemizden kilise ve gesi hakkında kısa bir söyleşi yapma fırsatı yakalamış olduk. Yol boyunda baca şeklinde ne olduğunu aslında çok anlayamadığımız yapıların kuşluk olduğunu da öğrendik. Konuşma sırasında belli etmeden çekmeye çalıştığım video aşağıda yer almaktadır. Bir başka durakta görüşmek üzere…


