İki kafadar önce Konya’dan Akdeniz’e doğru çıkmak için plan yapmaya başladık. Gezebileceğimiz, mağaralar, antik kentler şelaleler vs. detaylı bir araştırma süreci geçirdikten sonra 13 Temmuz 2010 tarihinde yol çıkma kararı aldık. Artık hazır olduğumuza ve gezeceğimiz yerlerin tamamlandığına inanmıştık, tabii ki yolda bütün planlar neredeyse tekrar yapıldı.
1. Tınaztepe Mağarası / Seydişehir / Konya
İlk durağımız, Tınaztepe Mağarası / Seydişehir / Konya oldu. Yaklaşık 1.5 Km kadar yürüyüş yolu şeklinde mağara içerisi yapılandırılmış, sıcak yaz günlerinde uğramadan geçmemeniz gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Mağaranın çıkışında buz gibi yayık ayran bekliyor. Kesinlikle tadılmalı, Torosların doğası burada üretilen süt, yoğurt veya ayranı mükemmel hale getirmeye fazlasıyla yetiyor. Yolculuğa yeni başlamanın heyecanı ve hareketliliği ile çok fazla oyalanmadan yolumuza devam ediyoruz. Tınaztepe Mağarası detaylı bilgi için
tıklayınız.

2. Altınbeşik Mağarası / Manavgat / İbradi / Ürünlü
Harita üzerinden belirlemiş olduğumuz, Konya – Antalya kara yolunda İbradi yönünde sağa giriyoruz. Küçük bir yerleşke olmasına rağmen taş ve ahşap karışımı evleri ile mükemmel güzellikler içerisinden ilerliyoruz. Sonunda Ürünlü Köyü’ne geliyoruz. Sanırım hayatımda gördüğüm en sıcakkanlı insanların bulunduğu köy diyebilirim. Köy kahvesinde 10 dk durmanız yerli birisinin sizi evine davet etmesi için yeterli bir süre. Bu köyü yerlileri evleri gibi gelen turistleri ise kendi misafirleri gibi benimsemişler. Köy meydanında küçük bir ofis var. Önce buraya yönlendirdiler. Ardından Zeki amca ile tanışmak kısmet oldu. Zeki amca mükemmel bir doğa gönüllüsü, inanılmaz derecede dost canlısı birisi. Köy meydanından hep beraber yola çıkıyoruz. Yaklaşık 15 dakika sonra Altınbeşik Mağarası’na çok yakın bir konumda aracımızı park ediyoruz.
Tahminimizden çok farklı bir yer olduğunu daha girişindeyken anlıyoruz. Büyük bir hevesle Zeki Amca anlatmaya başlıyor. Yapılan tanıtım çalışmalarının eksikliği ne kadar anlatsak boş sanırım. National Geographic tarafından fotoğraflanmış dünyanın ikinci büyük yer altı gölü olmasına rağmen uzun araştırmalar sonunda bulabildik. Küçük bir tekneyle mağara içerisine doğru ilerliyoruz. İlerledikçe masallara konu olacak farklı bir dünyaya açılıyoruz. Suyun berraklığı, mağara yüzeylerinde oluşan desenlerin ahengi, su köprüleri vs. bizi büyülemeye yetiyor. Bu sırada yapılan çalışmalar üzerine sohbet etmeyi de ihmal etmiyoruz. Herkesin ziyaret etmesini şiddetle tavsiye ediyoruz. Altınbeşik Mağarası hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.


Bu köyde yeşillikler içerisinde gezmeye doyamıyoruz. Adım attığınız her yer tarih kokuyor. Taş ve ahşabın mükemmel uyumunu deredeyse her yapıda görebiliyorsunuz. Gördüğümüz her kareyi fotoğraflamak istiyoruz desek yeri var. Akşam olduğunda gün içerisinde aldığımız birçok davet sonrasında Zeki Amca bizi evinde misafir ediyor. Ev içerisini anlatmakla bitiremem. İlk olarak mükemmel ahşap işçilik dikkatimizi çekiyor. Günümüzde kullanılmakta olan kartonpiyer, avize altı alçı kaplamalar vs. tarihi yapıda tamamen ahşap işlemeler ile boy gösteriyor. Oda içerisinde birde ocaklık ile şömine arası bir yapı bulunuyor.
3. Oymapınar Barajı / Manavgat / Antalya
Akşam sohbet sırasında Oymapınar Barajı’nı anlatıyor. Yeni tanıştığımız Fikret Abimiz. Ülkemizde ilk yapılan Hidroelektrik santrallerinden birinin olduğunu, mesleğimiz dolayısıyla mutlaka görmemiz gerektiğini söylüyor. Aynı köyden Volkan Bey’in görev yaptığını, normalde kimseyi girdirmediklerini fakat bir rica edersek belki ilgilenebileceklerini söylüyor. Bizi filmlere konu olacak bir hikayenin içerisine sürükleyeceğinden habersiz bir şekilde…

Sabah erken saatte bir gün tekrar dönebilme umuduyla Toroslar üzerinden yolculuğumuza devam ediyoruz. Baraja gidebilmek için sabahın erken saatlerinde tilki çatalı olarak adlandırılmış bir yol ayrımını bulmaya çalışıyoruz. Yer yer bulutlardan daha yüksek tepelere çıkıyoruz. Sadece belirli rotalar üzerinden kendileri yayılabilen keçiler eşlik ediyor. Baraja geldiğimizde bizi karşılayan güvenliğe Fikret Bey’in yönlendirdiğini söylüyoruz. Güvenlik çok sıcak kanlı bir şekilde bizi beklediklerini söylüyor. Olacaklardan habersiz devam ediyoruz. Büyük bir tünel içerisinde yaklaşık 1 Km ilerliyoruz. Yönetim binasına girdiğimizde mükemmel bir samimiyet ve ilgi ile karşılıyorlar. Barajın kuruluş projesi ile bilgilendirme başlıyor. Bütün işletme şeması ve kısımlar ayrıntılı bir şekilde gezerek bilgi alıyoruz. Bu arada sık sık Fikret Bey hakkında soru sorduklarında iyice şaşırıyoruz. Son olarak Fikret Bey’in barajın projelendirilmesi çektiği emek ve bizim geleceğimiz hakkında baraj yönetimine bilgi verdiklerini söylediklerinde aslında her şeyi daha iyi anlıyoruz ama belli etmiyoruz. İsim benzerliği ile kısmet oluyor güzel bir etkinlik geçiriyoruz. Ayrılırken teşekkür etmeyi de ihmal etmiyoruz.

4. Manavgat Şelalesine / Manavgat / Antalya
Konya Antalya yolunu bu kısımda baypas eden bir geçiş olduğunu öğreniyoruz. Yaklaşık 20 dk sonra Manavgat Şelalesine ulaşıyoruz. Suyun serinliğinde biraz dinlenip, fotoğraf çekip yolumuza devam ediyoruz. İlginç birkaç cins ağaç mantarı da arşivlerimiz arasına girmiş oluyor.
5. Side Antik Kenti / Side / Antalya
Tarih yolculu Side/Antalya ile devam ediyor. İç Anadolu ikliminden Akdeniz iklimine geçmenin şoku ile Side Antik Kenti gezmeye ve fotoğraflamaya başlıyoruz. Çeşitli mitolojiler içeren eşsiz işçilik ve bu işçilikteki farklılıkları gözlemliyoruz. Ardından Side Müzesi’ne geçip bulunan kayıtlı kalıntıları inceliyoruz. Yapı gerçekten çok güzel ve ilgi çekici olmasının yanı sıra ulaşım da rahat, araç ile doğrudan ulaşabiliyorsunuz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kısa bir yolculuğun ardından Perge Antik kentine de uğrayıp yolumuza devam ediyoruz.

6. Aspendos / Serik / Antalya
Öğlen saatlerinde Serik / Aspendos yakınlarında mola veriyoruz. Köprüçayı’nın dağlık bölgesinden düzlüğe ulaştığı yerde M.Ö. 10. yüzyılda Akalar tarafından kurulmuş ve antik devrin mamur zengin kentlerinden biridir. Buradaki tiyatro M.S. 2. yüzyılda Romalı’lar tarafından inşa edilmiştir. Kent biri büyük, biri küçük iki tepe üzerine kurulmuştur. Bitmek bilmeyen yüksek merdivenler, heybetli ve sapasağlam ayakta duran taş koridorlar burayı ziyaret eden turist sayısını ve oranlarını açıklamaya yetiyor. Sadece koridor çıkışları ve geçişleri ahşap ile restore edilmiş, tamamen orijinal bir halde kalabilmiştir.
7. Kurşunlu Şelalesi / Antalya
Kurşunlu Şelalesi / Antalya benden size tavsiye şelale altında yer alan kayadan oluşmuş ada taklidi yapan yere geçmek için hiç uğraşmayınız. Hakeza şelale altı yosunlar aşırı derecede kaygandır. Tabii ki bu uyarıyı test ederek de öğrenebilirsiniz. Gezdiğiniz sürece anılar oluşuyor fakat bazıları hafızaya kazınıyor. Küçük bir çocuğun, geçmesi ve içimizde yer alan fotoğraf çekme isteğiyle, şelale altından geçerek kayalıklar üzerine çıkmaya karar verdik. Başardım aslında çıkmayı, ardından makinanın şarjının bitmesini aksilikten sayarak geri dönmeye başladım. Sadece ayağımın kaydığını hatırlıyorum sonrasında… Patlayan flaşlar, kahkahalar ve şelalenin üzerime dökülen suyu sayesinde kendime gelmem hiç uzun sürmedi diyebilirim. Bunların dışında güzel bir yer aslında…
8. Antalya Merkez
Antalya merkeze geldiğimizde, liseden, eskimeyecek bir arkadaşımız karşılıyor. Veli Çınarlı, evinde misafir ediyor. Misafirlik demeye de dilim varmıyor aslında kardeşlik bağımız daha ağır basıyor. Sen-ben nedir bilmeden, özlem gideriyoruz. Konyaaltı, Kale içi, Lara Plajı / Kum müzesi birkaç noktayı daha birlikte geziyoruz. Kum müzesi geçici olarak yapılmasına rağmen muazzam bir sanat galerisini andırıyor diyebilirim. Karelere sığamıyoruz. Çok fazla vakit kaybetmeden yola devam ediyoruz.
Antalya Kaleiçi
Sandland Kum Müzesi
9. Phaselis (Liman Yolu) Antik Kenti / Antalya
Kemer’de çok vakit kaybetmeden “Phaselis Antik Kenti”’ne geliyoruz. Sütunları ile iç içe geçmiş yeşillikler içerisinde havadar ve serin bir yer. Biraz gezip fotoğraflıyoruz. Balık tutan birkaç avcı ile sohbet edip, av hakkında bilgi alıyoruz. İlk defa sokar balığını orada görüyoruz. Genellikle sokar, mırmır, karabalık, lokum vb. balıkların çıktığını söylüyorlar. Detaylı bilgi için
tıklayınız.
10. Olimpos / Çıralı / Antalya
Olimpos / Çıralı / Antalya kayaları arasından devam gaz sızıntısının olması ve bu gazları yakılması ile ünlü bir yer. Ayrıca Olimpos çok büyük bir antik kent hem de betonlaşmaya hiç izin verilmemiş bir yer. Tamamen bambu oteller ve kamping alanlar yer alıyor. Tam bir temiz hava sahası olduğunu söylemek mümkün, gece sahili yapay hiç ışık almıyor. Yıldızları izlemek, şehirleşemeden tamamen koparıyor. Gerçekten farklı bir dünyanın içerisine giriyorsunuz. Denize akan küçük bir dere sayesinde denizden çıkınca buz gibi suda dalabiliyorsunuz. Doğası ve rahatlatıcı etkisi ile Olimpos ruhunuzu etkisi altına alıyor. Bir yandan rotanın devamı için tavsiyeler alıyoruz. Bir diğer kamping alan için Fırnaz Koyu tavsiye ediliyor.
11. Patara / Myra / Noel Baba Kilisesi / Demre /Antalya
Yolculuğumuz bize yanlış öğretilen doğrularla devam ediyor. Yılbaşı ile bağdaştırılmış, genellikle avrupa vurgusu ile öğrendiğimiz, Noel Baba meğerse Patara Antik kentinde yaşamış. Meğerse bize ait bir dini kültür gibi kabul ettiğimiz, Noel baba ile meğerse hemşeriymişiz. Günümüzde buraya gelen hristiyanlar ibadet ediyorlar. Her ne kadar yerli turistlerimiz biraz saygısız davransa da pek etkilenmiyorlar diyebilirim. Ardından Myra kaya mezarlarına geçiyoruz. Bambaşka yerler kesinlikle ülkemizin sahip olduğu mükemmel tarih mirasına şahit oluyoruz. Detaylı bilgi için tıklayın.

Kekova batık şehre gitmeden hiç olmaz tabii ki 🙂 çok zaman kaybetmeden gezip fotoğraflayıp devam ediyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
12. Yol üzeri Koy ve Plajlar
Patara plajı, Kaputaj Plajı sonrasında Fırnaz Koyu’na ulaşıyoruz. Yol boyu denizin git gide berraklaştığını görüyoruz. Mavilikler daha bir berraklaşıyor, koyulaşıyor. Fazla gelişmemiş bir yapıya sahip bir koy. Son olarak otopark görevlisine koy hakkında sorular soruyoruz. Duş alabileceğimiz, kıyafet değiştirebileceğimiz bir yer var mı? Her soru yuvarlak cevaplar ile kalıyor.
– Sahil kumsal mı?
– Evet küçük taşlar var. (kum içerisinde taş olduğunu düşünürken aşağıda kayalıklar arasında taşlar bulunuyor.)
– Kıyafet değiştirebileceğimiz yer ne tarafta?
– Aşağıda kalıyor, düz devam edin diyor. ( Yapıyı bulduğumuzda kapısının kilitli ve kullanılamaz durumda olduğunu öğreniyoruz. Mescide yönlendiriyorlar.)
– Duş alabileceğimiz yer neresi?
– Denizden çıktığınızda tam karşınızda yer alıyor. ( Arayıp dururken, çevreden birisi hortumu gösteriyor.)
Uzun lafın kısası mükemmel güzellikte bir yer, itici bir hale gelmiş oluyor. Yol üzerinde uğrayabilirsiniz. Uzun süre kalmak için pek uygun olmadığını düşünüyorum.
13. Uçarsu Şelalesi / Kaş / Antalya
Yüksek bir tepeden giriş yapıyoruz. Gece geç saatte, dar sokaklarından denize yansıyan ışıkların ahengiyle Kaş karşılıyor. Önce kalabileceğimiz bir yer arıyoruz. Önceden bu kadar yoğun bir ziyaretçi sayısı ile karşılaşabileceğimizi düşünemiyoruz. Görüştüğümüz pansiyon sayısı arttıkça umudumuzda azalıyor. Sonunda otel ve pansiyonların neredeyse hepsiyle görüşmemize rağmen yer bulamıyoruz. Kamp alanının bulunmaması da cabası oluyor. Çareyi araba kestirmekte buluyoruz. Çok geçmeden sabah oluyor ve yolumuza devam ediyoruz.
Kaş – Kalkan arasından tekrar giriş yapıyoruz. Epey zaman alıyor ulaşmamız fakat bütün emeğimize fazlasıyla değiyor. Bütün bir göl şeklinde suyun kaynadığını ve çevreleyen tepelerin ardından 2300 m yüksekten yavaş yavaş akıp indiğini görebiliyoruz. Deniz seviyesinde bulunan nem ve sıcaktan eser yok, kıyafetlerimizi değiştirerek fotoğraflamaya başlıyoruz. Gerçekten çok ilginç bir yapısı var. Yolu düşen herkesin mutlaka uğramasını tavsiye ederim.
14. Saklıkent Kanyon / Antalya
Yorulmaya başlıyoruz. Yol üzerinde kil- çamur banyosu yapan bir grup turist görüyoruz. Cilde çok iyi geldiği söyleniyor. Çamur banyosu sonrasında kanyon içerisinden gelen kaynak suyunda yıkanıp ferahlamakta bir ayrı güzellik katıyor. Rafting için çok uygun bir kanyon olmamasına buz gibi su içerisine ayaklarınızı dokundurmanız bile mükemmel rahatlatmaktadır. Tahta stantlar üzerine çadırımızı kuruyoruz. Tercihe göre ağaçlar üzerinde yer alan evlerde kalmakta mümkün. Kanyon içerisinde ilerlemek gerçekten epeyce zor fakat zevkli ve heyecan verici, bazen gün ışığından tamamen kopabiliyorsunuz. Macera filmlerini çok aratmıyor. Kanyonun tamamına ilerlememiz, yarım günden fazla sürüyor. Dönüşte buz gibi suya dalmak istediğimde, daha önce kurşunlu şelalesinde düştüğümde parçalanmış ve toplanmış gözlüğümü unutup suya düşürüyorum. Biraz aradıktan sonra mükemmel bir tecrübe ediniyorum. Etrafta buranın yerlisi çocuklar ile konuşuyorum. Bulabilirlerse getirmeleri halinde harçlık verebileceğimi söylediğimde tam nerede düşürdüğümü sordular. Aslında neden sorduklarını da anlamadım. Yaklaşık 20 dk sonra çocuklardan bir tanesi uzunca bir pazarlık sonrası gözlümün tekrar satışını gerçekleştirdi. Özellikle nasıl bulduklarını soruduğumda ise; şiddetli akan sularda, suyun düşen malzemeyi en yakın kayanın altına doru bastırdığını öğreniyorum. İki gün kalıyoruz. Serin havada dinlenmenin keyfini çıkarıyoruz. Burada da gelen turistlere semaverde çay içirmeyi de ihmal etmiyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
15. Ölüdeniz / Fethiye
Bu noktaya kadar git gide berraklaşan deniz, araştırmalarımızda ve halimizde yer alan deniz ile karşılaşma umuduyla hemen bir otel ile anlaşıyoruz. Eşyalarımızı yerleştirip sahile indiğimizde sazlıklar ve deniz içinde yer alan yosunlar tam bir hayal kırıklığına sebep oluyor. Su içerisinde gördüğümüz devasa yengeç ile göz göze geliyoruz. Sonra denizden çıkıp balık tutuyoruz. Ne denizden ne de buradan hiç zevk almadım. Akşam olduğunda sokaklara açılan eğlence mekanlarında garip şekilde yarı çıplak erkeklerin dans ettiğine şahit oluyoruz. Olumsuz birkaç nokta daha bizi tekrar otelimize dönüş yapmaya zorluyor. Ertesi gün yeni bir tasarım olarak yapmayı planladığımız micronight uçuş alanına gidip aracı detaylı bir şekilde inceliyoruz. Motor tipi, açılar, malzeme niteliklerini vs. detaylıca inceliyoruz. Fethiye merkezinde de biraz dolaştıktan sonra dönüş için toparlanıyoruz.
Dönüşte Isparta üzerinden ilerliyoruz. Sahil yolu gibi yorucu bir yol olmadığı gibi küçük göller ve yeşillikler arasında ilerlemenin eğlenceli bile olduğunu söyleyebiliriz. Birkaç noktada mola vererek tekrar Konya’ya ulaşıyoruz. Hayatımda yaşadığım en güzel tatili yaşadığımı söyleyebilirim. Bu tatil sırasında omuz omuza ilerlediğim ve ömür boyu dostluğumuzun daim olmasını dilediğim Ahmet Geylani Nalvuran’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Umarım sizlere de bir deneyim kazandırma açısından eğlenceli bir şekilde yazabilmişimdir. İlginiz için teşekkür ederim.